|
2012: Marduk'la Randevu |
|
|
|
Yazan: Yavuz Dizdar
|
|
Dünya Online / 24 Mayıs 2004
Birkaç haftadır dikkatlerimin bir noktada yoğunlaşmasına neden olan bir konu var; "kayıp gezegen Marduk." Aslında konuyla ilk buluşmam Hulki Cevizoğlu'nun Ceviz Kabuğu programıyla oldu. Bunun üzerine programın çıkış noktası olan "2012: Marduk'la Randevu" adlı kitabı almak gereksinimi duydum. Şimdi okuduklarımı özet olarak sizinle de paylaşmak istiyorum.
Kitabın yazarı Burak Eldem, aslında bir astrolog değil, buna karşılık konuyu hayli yakından irdelemiş. Çıkarımlarının temel noktasını "geçmişi anlatan tarihi metinlerin aslında değiştirilmiş olabileceği, buna karşılık bütün eski yazıtların ortak hafızasının "felaketler" olduğu" varsayımı oluşturuyor. Söz konusu eski metinlerin bir örneği Eski Ahit, yani Tevrat. Tevrat'ta anlatılanların gerçekliğini ispatlamak çok kişinin ortak çabası olmuş. Derken arkeolojik gelişmeler Tufan'ın doğru olabileceği yönünde kanıtlar sununca işin rengi değişmiş. Konunun daha şaşırtıcı yanı bütün eski metinlerin üç aşağı beş yukarı benzer olayları anlatıyor olmaları. Bütün metinlerdeki tanrılar benzer ve anlaşılıyor ki, ya kültürler birbirlerinden etkilenmişler, ya da bir şekilde ortak söylencelerde buluşmuşlar.
Kayıp gezegen konusundaki varsayımların en tutarlı olanları Maya yazıtlarına dayanıyor. Mayalar, tıpkı eski Mısır uygarlığı ya da Sümer uygarlığı gibi astroloji alanında hayli iyi gözlemciler. Bu gözlemlerinin ışığında dünyanın çağlar yaşadığı, söz konusu beş çağın birbirinden tufan benzeri felaketlerle ayrıldığını ve bu çağların sonuncusu "Beşinci Güneş"in de 2012 yılında sona ereceğini hesaplamışlar. Çağın kapanmasına neden olacak olay ise Nibiru/Marduk adı verilen ve henüz saptamak olanağını bulamadığımız güneş sisteminin onuncu gezegeni. İşte bu gezegenin 3661 yıl süren yörünge dönüşünün 2012 yılında dünyaya çok yakın geçeceği ve yaratacağı çekim etkisiyle art arda gelecek felaketleri tetikleyeceği ileri sürülüyor. Bu felaketler azımsanacak boyutta değil; yanardağ patlamaları, depremler, sel felaketleri ve bir yerde tufan söz konusu.
Konuyu irdelediğimizde bütün bunların bir kurgu ve tesadüfler zinciri olduğu olasılığı elbette ilk sırada yer alıyor. Ancak Burak Eldem'in "insanlık tarihi büyük çaplı felaketleri hatırlar" saptamasıyla yola çıkışı ve bazıları zorlama olsa da, bütün uygarlıklardaki benzer senaryoları didikleyip aynı tarihlere konumlandırması kitabın spekülasyon boyutunu azaltıyor. İşin bir başka boyutu söz konusu iddiaların tek sahibinin Burak Eldem olmadığı. Başta Zecharia Sitchin olmak üzere çok sayıda yabancı yazar bu çıkarımları öyle ya da böyle pekiştiriyorlar.
Konunun bir de komplo boyutu var. Bu iddialara göre ABD'nin Irak'ı işgali söz konusu felakette yaşam şansını artırmak için koloni oluşturmak. Hollywood'un çektiği "göktaşı felaketi" gibi senaryoların psikolojik hazırlık amacıyla filme alındığını, bu hafta vizyona girecek olan benzer bir filmin de aynı amaca yönelik olduğunu ileri süren görüşler var. Dahası ABD'nin yıllardır global ısınma tehlikesini takmazken ilk defa bu yıl birinci dereceden sorun ilan etmesi bir gerçek. Öte yandan herhangi bir dünyevi düşman kalmamasına rağmen uzay savaşları politikasını hızlandırarak sürdürdüğünü ve hatta uzaya tonlarca plütonyum taşıyan savaş uyduları yerleştirdiğini iddia edenler de söz konusu.
İnsanlığın geçmişi nereye uzanıyor? Bu sorunun cevabını henüz hiç kimse bilmiyor. Bizlerin tarih konusundaki bilgileri İsa'dan önce beş binleri geçmiyor. Peki ya daha öncesi? Kayıp Mu uygarlığı, batık kıta Atlantis, Aztek, İnka ve Mısır uygarlıklarındaki akıl almaz eserlerin neden ve nasıl yapıldığı sorularını gerçek anlamda cevaplayabilen birileri yok. Marduk'un var olduğu konusunda da henüz bilimsel veri yok. Buna karşılık "birileri bilse acaba söyler miydi (ortaya çıkacak kaosu düşünün)" demekten kendimizi alamıyoruz. Lakin Marduk varsa ve geliyorsa zaman yakın, birkaç yıl içinde gözlemlenebilir hale gelecektir. Peki bir şey yapabilir miyiz? Hayır. Ama biz etrafımızda olup biten ve engelleyebileceğimiz hangi sorun için kendimizi yoruyoruz ki. "Bırakalım gelsin, bırakalım geçsin!"
|
|
|
|
|