Ana sayfa arrow Makaleler arrow Sedna ve "ince" hesaplar
powered_by.png, 1 kB
Sedna ve "ince" hesaplar Yazdır E-Posta
Cuma, 26 Mart 2004

Eğer şu "her şeyi bilen" ortodoks akademisyenlere, yani bilim dünyasının "Establishment"ına sorarsanız, Güneş Sistemi'nde bilinmedik yeni ve büyük bir gök cisminin bulunması çok zayıf bir ihtimal. Ama son 20 yıldır kemikleşmiş düşüncelerin ve tutucu bilim bürokrasisinin dışında kalarak çalışmalarını sürdüren açık fikirli bilim adamları için, her şey bu kadar basit değil: Bir yerlerde, büyük kütleli, fazlasıyla dış merkezli ve uzun dolanım süreli bir yörüngeye sahip, niteliği henüz "muamma" bir "gövde" olmalı. 1984'ten bu yana, egemen sistemin resmi bilimsel tutuculuğunun gölgesinde kalsa da, inatla çalışmalarını sürdüren sayıca oldukça fazla diyebileceğimiz bilim adamı, yeni bulgular eşliğinde olasılıkları çarpıştırarak hesaplar yapıyor, açıklayıcı ve kapsayıcı teoriler geliştirmeye çalışıyor:

 Bu, yakıtını yitirmiş bir "yıldızımsı", bir "kahverengi cüce" olabilir diyor bazıları. Bir diğer grup, böylesi bir "kahverengi cüce"nin, Güneş Sistemi'nin "ikinci odağı" olabileceğini ve bu iki odak çevresinde dönen, henüz farkedilmemiş bir ya da belki daha fazla "gezegen"in varlığının pekala mümkün olduğunu söylüyor. Uçuşan çeşitli düşünceler arasında, ışık ya da kızılötesi dalgalar aracılığıyla saptanamayan, bilinmedik yapıda, küçük hacimli ama yüksek bir elektromanyetik etki alanına sahip, "muamma" bir gök cismi bile var. Hatta belki, nitelik olarak şu evrenin çoğunluğunu oluşturduğu yeni yeni öğrenilen "karanlık enerji"yle benzeşen, soru işaretleriyle dolu bir "yoğunlaşmış alan" bile olabileceği üzerine fikir jimnastiği yapılıyor.

Neden peki? Bütün resmi bilim bürokrasisinin, akademik ortodoksinin ve egemen politik sistemin "Böyle bir gezegen yok" kanısını zihinlere yerleştirme çabalarına karşın, bilim ordusunun "alt ve orta kademeleri"nde deyiş yerindeyse "neferlik" yapanlar, niçin inatla bu olasılığın üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya devam ediyorlar? Deli mi bunlar, "işleri güçleri" mi yok?

Tutkulu bilim aşıklarının çabaları ve inatları kırılmıyor, çünkü son yüzyılda edinilen bilgi ve gözlem birikimiyle oluşan veri yığını, "bir yerlerde henüz varlığını bilmediğimiz ciddi bir nesne" olduğu yolunda zihinleri gıdıklıyor hâlâ. Büyük gezegenlerin yörünge rahatsızlıkları; Kuiper Kuşağı denen bölgedeki "kararsız denge"yi harekete geçirecek bir "itici unsur" bulunmasının gerekliliği; hepsi bir yana, Güneş Sistemi'nde ve yerkürenin içinde bulunduğu koşullarda son çeyrek yüzyıl içinde "ilginç" hareketliliklerin saptanmış olması, böyle bir araştırmayı motive ediyor. Diğer yandan, arkeoastronomi yoluyla edinilen bilgileri ve Eskiçağ toplumlarının bize aktardıkları metinleri dikkatle inceleyenler, binlerce yıl önceki "küresel afet"lerin izlerini de dikkate alarak, modern bir "katastrofizm" düşüncesini varlığı henüz saptanmamış bir göksel etkiye bağlıyorlar. Bunda daha da ileri gidenler, galaksimizin bizim bulunduğumuz bölgesindeki dinamikleri uzun aralıklarla tetikleyip harekete geçiren bir "göksel unsur"un varlığını, Enuma Elish'teki "göksel düzenleyici" Marduk'la bağdaştırıyorlar.

Peki bu yönde tansiyon artarken; dünya kolay açıklanamayan iklim değişiklikleri ve jeolojik hareketlilik sinyalleri verirken; Güneş'in aktivitesinde son on beş yıldır "sıradışı" bir durum gözlenmeye başlarken, bizim "her şeyi bilen" bilim bürokratları ne diyor?

"Yok böyle bir şey, olsaydı biz görürdük!"

Düşünen zihin için, bilim için, insan için en hazin sonuçlar vermeye aday yanılgı bu olsa gerek: Kendine ve sahip olduğu bilgiye aşırı güven duymak. Bilim dünyasında kendince "önemli" bir yerlere varmış olup da "yukarılarda" olan bitenden ve konuşulandan habersiz bir grup bilim bürokratı için, durum bu. Ama sayıca çok çok az olmakla birlikte "piramidin tepesinde" yer alan, asıl "yönlendirici" grubun derdi çok başka: Bazı şeylerin bilinmesini, geleneksel yöntemleri, yani misinformation ve disinformation şablonlarını kullanarak engellemek, "efendilere" duruma hakim olmalarını sağlayacak operasyonları gerçekleştirmek için mümkün olduğunca zaman kazandırmak.

İşte "Onuncu Gezegen Sedna" ifadeleriyle basını son iki haftadır meşgul eden haberler, bütünüyle bu yönde bir işlev görüyor. Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için hemen belirteyim: "Keşfi" yapan bilim adamlarının da içinde bulunduğu fantastik bir komplo teorisine gelip dayanmak gibi bir niyetim yok. Ama olanların seyri ve "bazı merciler" tarafından değerlendirilme biçiminin, fazlasıyla "manidar" olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum. Michael Brown ve ekibi, bugün "Sedna" adı verilen gök cismini, bundan yaklaşık 5 ay önce saptamıştı. Aynı ekip, yine çok yakın tarihlerde, her biri Kuiper Kuşağı'nda ve Pluton'un yarısı büyüklüğünde olan "Quoaor" ve "2004 DW" gök cisimlerini de belirlemişti. 2002 ve 2003 yılları, "asteroid keşfi çağı" denecek kadar böylesi haberlerle dolu. O halde "Sedna" olayına, keşfinin üzerinden 5 ay geçtikten sonra böylesine ağırlık verilmesinin nedeni ne?

NASA'nın yapısı, "iktidar odakları"yla ilişkisindeki dengeler ve bilim bürokratlarının bir kısmının "statüko kaygısı" gibi gerekçeler sıralamak mümkün tabii. Ama bütün bunların dışında, bence çok önemli olan bir başka "planlı tavır" var: Sedna, sahip olduğu niteliklerle disinformation odaklarının çok işine yarıyor. Fazlasıyla eliptik, kendine ait bir yörüngesi var bir kere. Üstelik, hayli uzun bir de dolanım süresi. Eh, kütlesi de fena sayılmaz, en azından Pluton'a yakın olmakla bugüne dek keşfedilen asteroidler içinde en "gezegenimsi" olanı. O halde, "aranan kan" bulunmuş oluyor: "Bakın ey ahali, hani Onuncu Gezegen deyip duruyordunuz ya ne zamandır, işte bulduk size Onuncu Gezegen'inizi. Gördüğünüz gibi, oldukça uzakta ve kütlesi de çok büyük değil. Ama basbayağı, Onuncu Gezegen işte. Yani sizin şu eski metinlerinizde anlatılanlar fazla abartılıymış. Daha yakınlarda, daha büyük bir gök cismi olamaz. Niye mi? Olsaydı, biz görürdük! Bunu da biz görüp size haber vermedik mi?"

Bilindiği üzere, "Onuncu Gezegen" nitelemesi, bir "terim" halini almıştı çok uzun zamandır ve bu konuda araştırma yapanlar için içerdiği imge, antik metinlerde sözü edilen, belli aralıklarla dünyaya yakın geçiş yapıp ortalığı birbirine katan, görkemli bir gök cismiydi. "Sedna" haber furyasıyla hem bu imaj yıkılmaya çalışılıyor, hem de "Onuncu Gezegen" teriminin belleklerde uyandırdığı düşünce, yani bu terimin "patenti" ciddi biçimde sarsılmış oluyor.

Ama, cin bir kez şişeden çıktı mı, girmiyor bir daha içeri. Şimdiden birtakım genç bilim adamları, eğer Sedna gibi sıradışı eliptik yörüngeye sahip bir gök cismi var olabiliyorsa, onun bu yörüngeye kavuşmasında başrolü oynamış olması gereken, en azından dünya büyüklüğünde bir ya da daha çok gök cismi daha olmalı bir yerlerde diyorlar. Peki bizim "yüce bilim bürokratları" ne yanıt veriyorlar?

"Şşşşt. Yok işte başka. Olsaydı biz görürdük!"

Göreceğiz.


Copyright © 2003 - 2004 Burak Eldem - Bütün hakları saklıdır. Bu sitedeki yazılar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Mambo içerik yönetimi yazılımı (v. 4.5.2.1) ile hazırlanmıştır ve asys1.net tarafından host edilmektedir.

Copyright 2000 - 2004 Miro International Pty Ltd. All rights reserved.
Mambo is Free Software released under the GNU/GPL License.