|
Kaos stratejisi ve Asya |
|
|
|
Salı, 04 Mayıs 2004 |
|
Sayfa 2 Toplam: 2 Resme böyle baktığınızda, Müttefikler'in Irak topraklarından çıkmak ya da düzeni sağlamak bir yana, var olan durumu koruyarak salt kendi askeri varlığını kalıcı kılmaya çalışmak gibi bir amaç gütmesini daha rahat anlayabiliyorsunuz.
Irak, PNAC güdümlü saldırgan stratejiler için birçok anlamda "mükemmel bir karakol" niteliği taşıyor Ortaoğu'da. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan "hatalar"ı bir daha yinelemeye ve Ortadoğu'yu ellerinin altından kaçırmaya hiç niyetleri yok birilerinin. Ama hedefler elbette bu kadarla sınırlı değil.
Afganistan ve Pakistan'la devam eden "hat", Hindistan'ın kuzeyinden geçerek, Bangladeş, Myanmar, Tayland ve Kamboçya üzerinden, Malezya, Singapur, Endonezya ve Filipinler'e dek dayanıyor. Bu "kuşak" üzerinde en kritik alanlardan biri, Güneydoğu Asya'nın yeraltı kaynakları (petrol, doğalgaz, çeşitli madenler) açısından en zengin ve tarım ürünleri çeşitliliği en geniş olan ülkelerinin yer aldığı, Myanmar, Tayland, Malezya, Brunei, Endonezya'yı içeren bölge.
Endonezya'da nüfusun % 87'si; Malezya'da % 53'ü; Singapur'da % 16'sı Müslüman. Tayland ve Filipinler'de bu oran % 4'lere inse de, söz konusu iki ülkede de Müslümanlar önemli bir grubu oluşturuyorlar. Benzeri biçimde, Myanmar'da da Müslümanlar, Budistlerden sonra ikinci büyük grup durumunda.
Bu bölgede saydığımız ülkelerin hemen hepsinin ortak özelliği, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına; tarım çeşitliliği ve verimli topraklara sahip olmaları. Ama bunun yanı sıra, bir ortak özellikleri daha var: Etnik ve dini çeşitlilik nedeniyle iç savaşlara, kargaşalara, katliamlara aşina halklar yaşıyor burada. Gerilimi yükseltip bu coğrafyaya "kaos"u egemen kılmak için, küçük bir "çaba" bile yeterli olabiliyor; yakın tarih, bunun örnekleriyle dolu.
Aşağı yukarı geçen yıldan bu yana, PNAC güdümlü operasyonların Ortadoğu'yla sınırlı kalmayacağını; kısa ve orta vadeli hedeflerin Uzak Asya'yı içerdiğini ve girişimlerin çoktan başladığını yazıyorum. Endonezya ve Malezya, "Preemptive War" saldırganlığının Uzak Asya'daki en büyük hedefleri durumunda. Her iki ülkede de Müslümanların ağırlıklı gruplar oluşturmaları, yukarıda sözünü ettiğimiz "simgesel kodlar"ı devreye sokmayı da kolaylaştırıyor.
2003 yılında CNN televizyonunda yayımlanan bir haber programda, El Kaide başta olmak üzere, İslami terör örgütlerinin çoğunun, Endonezya, Malezya ve Singapur'dan büyük destek aldıkları, altı kalın çizgilerle çizilerek sunulmuştu. Kısa bir süre önce, AP ajansının da bu yönde bir haber geçtiğine dikkatleri çekmiştim. Bunlar, yeni hedefe yönelik adımların hemen öncesindeki "ayak ısındırma" hareketlerinden başka bir şey değil. Güneydoğu Asya'nın en zengin doğalgaz, petrol ve kalay yataklarına; tarıma elverişli verimli topraklara; çeşitli değerli kereste ürünlerine ve su kaynaklarına sahip bu ülkeleri, "global denetim"in sağlanması yolunda kritik "istasyon"ları oluşturuyorlar.
Bir neden daha var tabii, Endonezya, Malezya ve Filipinler'i "dikkate değer" kılan: Etkin volkanların ve fay hatlarının üzerinde yer alan bu ülkeler, zincirleme doğal afetler başladığı anda etkilerin en güçlü hissedileceği; dolayısıyla "kontrolün en kolay kaybedileceği" ülkeler. Bunun içindir ki, birileri, emperyalizmin yirminci yüzyıldaki klasik denetim yöntemleriyle, yani "kukla hükümetler ve gölge askeri güç"le yetinmeyip, şimdiden işlerini sağlam kazığa bağlamak istiyorlar.
Çok kısa bir süre önce Tayland'da yaratılan huzursuzluk, azınlık durumundaki Müslümanları yönetimle karşı karşıya getirirken, hemen sınır komşusu olan Malezya'yı da rahatsız etmeyi, çatışmaları ve gerilimi bu hat üzerinde taşımayı amaçlıyordu. Yine bir hafta kadar önce Endonezya'da Müslümanlar ile hıristiyan azınlık arasında çıkarılan gerginlikte 10 kişinin ölüp 88 kişinin yaralandığı olaylar, Güneydoğu Asya'yı "Preemptive War" kapsamına alma çabasının hazırlıklarından başka bir şey değildi.
Nisan ayında Cumhuriyetçi Parti'nin seçmenleri arasında yapılan bir anket, Tayland ve Filipinler'in de terörizme destek olan ülkeler arasında görüldüğünü ortaya koyuyordu. Gerçi Bush ve kurmayları bunu "maksadını aşan" bir ifade olarak değerlendirip geri adım attılar ama Amerikan kamuoyunun "yeni hedeflere" koşullandırılmaya başladığı da dikkatlerden kaçmadı. Şimdilerde, bir dönem "Watergate Skandalı"nı ortaya çıkararak Cumhuriyetçilerin başına dert olan Washington Post yazarı Bob Woodward'u da arkasına alan Bush, "Sonuna dek gideceğim" mesajını yinelemeye devam ediyor.
Elbette, satranç gibi oynanan "Büyük Kaos Hazırlığı" sırasında daha başka hamleler de yapıyor Müttefikler. Ezeli düşman Kuzey Kore, her fırsatta sıkıştırılmaa çalışılıyor örneğin. Ya da bir başka ezeli düşman, Küba, makasa alınmaya çalışılıyor. Venezuela, zengin yeraltı kaynaklarıyla kesinlikle "denetim" altında tutulması planlanan bölgelerden biri; son bir yıldır ülkede iç karışıklıkların kaşınmasının ve körüklenmesinin nedeni de bu.
Neyse ki PNAC ekibi, iyi bir satranç oyuncusu gibi davranmıyor ve son üç yıldır hata üzerine hata yapıyor. Bu gidişle, daha da çok hata yapacağa benziyor; çünkü aceleleri var, paraları bitti ve insan topluluklarına laboratuar denekleri gibi bakma eğilimleri nedeniyle ummadıkları yerlerde duvarlara toslayıp duruyorlar. Yine de, bir şey çok belli: Asla vazgeçmeyecekler. Çünkü zamanları giderek azalıyor ve "Büyük Kaos" öncesinde, önceden belirledikleri her yerde "savaşı kaşımaktan" başka çareleri yok.
|
|
|
|
|