|
Bugüne dek üzerinde defalarca konuşulmuş, kafa yorulmuş konulardan biri: Niçin Amerika'nın kızılderilileri gemilere binip Avrupa'yı sömürgeleştirmeye gitmediler de, bunun tam tersi oldu? Niçin Afrika'nın yerlileri Batı'ya kafa tutamadılar ve direnemediler, sonucunda tarihin önemli bir bölümünü "kölelik" sornuyla yüz yüze geçirdiler? Jared Diamond, bu aslında son derece beylik sorulara, alışılmış olanların dışında farklı ve yeni bir açıklama getirme gibi bir istekle yola çıkmış ama sonunda oldukça ilgiye değer bir kitaba imza atmış olmasına rağmen, hedeflediği şeye ulaşıp ulaşamadığı fena halde tartışılır durumda.
İnsan topluluklarının farklı coğrafyalarda izledikleri gelişim seyrinin birbirine pek benzemeyen serüvenleri içermesinin ardındaki nedeni sorgulama iddiasındaki "Tüfek, Mikrop ve Çelik", ilk aşamada, dört yüz yıllık önyargıları devre dışı bırakıp, gelişme ile "biyolojik" farklılıkların hiçbir bağlantısının bulunmadığı yaklaşımını koyuyor ortaya. Güzel; ama yeni bir şey değil. Irkların ya da etnik grupların arasında "zeka" ya da "beceri" açısından atla deve farklar olmadığı yirminci yüzyılın başlarından bu yana net olarak biliniyor zaten. Ama Diamond, bu yaklaşımla yola çıktıktan ve bir eski önyargıyı devirip geçtikten sonra, bir başka ve daha "modern" önyargıya tosluyor: Uygarlık tarihinin çizgisel gelişimi saplantısı. Bunu doğrudan ifadelerle ele vermese bile, "uygarlık" kavramının kendisiyle bağlantılı ele aldığı temel değişkenleri, kapitalist Batılı bilimsel önyargılardaki temel kriterlere ya da "meta"lara indirgiyor. Bu, benzerlerine çok rastladığımız bir yaklaşım: Metali işlemeyen, demiri, sonra da çeliği üretemeyen toplum, "uygarlık" basamaklarında sendeler! Başlangıçta saptamayı bu kriterlere yasladığınızda, izleyeceğiniz yol da üç aşağı beş yukarı belirlenmiş oluyor artık. Jared Diamond biyolojik farklılıklar ya da ırksal özelliklerle uygarlığın hiçbir ilgisi olmadığını söyledikten sonra, saptadığı kriterler, yani "tüfek, mikrop ve çelik" üzerinden giderek, görece daha az gelişmiş toplumların bu çizgisel "gelişim" evrelerini niçin aşamadıklarını sorgulamaya çalışıyor. Kendi açımdan, bu noktadan itibaren kitaba biraz daha mesafeli durma gereği duyduğumu söylemeliyim. Gerçekten ilgi çekici ve zaman zaman çok güzel ayrıntılar içeren, okunulmasında yarar olan bir kitap ama arka kapakta belirtildiği gibi "Batılı koşullanmalardan arınmış" olmak bir yana, yeni ve "objektif" olma iddiasındaki koşullanmalara sarılıyor. Neolitik dönemle başlıyor Diamond'ın incelemesi. İnsan topluluklarının dünyaya yayılma süreçlerini kısaca gözden geçirdikten sonra, yerleşik tarım uygarlıklarının aşağı yukarı eşzamanlı başlamasının binyıllar sonrasında, farklılıkların nasıl bu denli büyüyebildiğini araştırıyor. (Burada yine defalarca farklı "Batılı koşullanmalar"la karşılaşıyoruz: Modern insanın çıkış noktasının Afrika olma önyargısı gibi; ya da uzun ve karmaşık bir süreç gerektiren buğday ve tahıl türleri ıslahının insanlarca nasıl farklı coğrafyalarda ve yaklaşık tarihlerde gerçekleştirildiğinin sorgulanmaması gibi.) Sonunda, Jared, anakara parçalarının morfolojik yapısıyla insan uygarlığı arasında korelasyon kurmaya başlıyor ve coğrafyanın belirleyiciliği iddiasını, kaynak bulup işleme ve değerlendirme konusundaki farklılıklara dek vardırıyor. Dediğim gibi, bütünüyle yabana atılmayacak, ilginç bilgi ve bakış açılarını da zaman zaman sergileyen bir kitap. Zaten Tübitak gibi ortodoks bilim fetişizminin savunucusu bir kuruluştan "devrimci" bir çalışmayı yayımlamasını beklemek çok da gerçekçi olmaz. Ama ele alma iddiasında bulunduğu konuları işleme açısından, benim için düşkırıklığı oldu. Ideefixe'den satın almak isteyenler buraya tıklayabilir. |