Ana sayfa
powered_by.png, 1 kB
ÖNSÖZ: "Vallahi geliyor galiba!" Yazdır E-Posta

Engin Ardıç

Böyle amansız bir "literatür" var, biliyor musunuz? Aydın geçinen çok kişinin görmezden geldiği, "solcu molcu" geçinen çok kişinin burun kıvırdığı, birçok okuryazarın alay konusu olmamak için "cıs" dediği, belki yüzlerce kitap ve araştırmadan oluşan bir çeşit yan kültür ("alt kültür" deyip ayıp etmemek için öyle dedim)...

Uzaylılar binlerce yıl önce dünyamızı ziyaret ettiler mi? Atlantis derler kayıp bir uygarlık gerçekten var mıydı? Piramitleri kimler ve nasıl yaptı? Bunların firavun mezarı olmadıkları kanıtlandı ya, acaba bir çeşit enerji santralı falan mıydılar? Hint mitolojisinde geçen "uçan araba vimanalar", ulan aslında bildiğimiz tayyare mi? Mitolojinin "tanrıları" aslında başka bir gezegenden gelmiş üstün yaratıklar mı? O gezegen aslında sandığımız kadar uzakta değil de, bizim güneş sistemimizde mi?

Bunların bir yılı bizim 3661 yılımıza "tekabül" ettiği için mi bu hergeleler dedelerimize "ölümsüz" görünmüşler? O eski ve kayıp uygarlığı onlar mı kurdular? O uygarlık bilimde ve teknolojide bizim bugünkü düzeyimizden daha mı ilerideydi? Bütün bunlar şu ünlü tufanla mı yokoldu? Mitoloji deyip geçtiğimiz, bu "eski ve güzel günlerden" söylence sekline dönüşmüş bilgi ve anı kırıntıları mı? Yoksa tanrılar eski uygarlığın düpedüz insanlarıydı da, dünyanın daha geri bölgelerinde yaşayanlara mı tanrı gibi görünüyorlardı? Soruları istediğin kadar çoğalt. Yaz üstüne, sabaha kadar konuş!...

Hatta daha da ileri, en ileri giderek, Zecharia Sitchin'in Sümer, Akad ve Asur tabletlerinden elde ettiği bulgulara dayanıp ortaya attığı şu müthiş soru: İnsanı, maymunlar üzerinde genetik mühendislik "oynamaları" yaparak uzaylılar mı yarattılar?

Ve de, gene gelecekler mi?

Yoksa, uzaylı muzaylı yok da, gelecek olan bir gezegen mi? Ve çekim alanının etkisiyle buraları duman edecek, belki de hayatı söndürecek olan "zararlı" bir gökcismi mi bu?

Kutsal metinlerde "kıyamet" olarak hep geçen, bu mu? Ulan yoksa "Hazret-i İsa'nın ikinci gelişinden" kasıt da bu olmasın?

Bütün bunlara kesin bir kanıt, kesin bir yanıt bulunamadı. Ancak, "açık fikirli" insanların görmezden gelemeyecekleri bir sürü soru işareti de karşımızda kapı gibi duruyor. Yeter ki kendinizi dini inançlarınızın, okulda almış olduğunuz eğitimin, şartlanmaların etkisinden kurtarın, ve düşünmekten de, soru sormaktan da korkmayın. Günaha girmezsiniz canım, merak etmeyin.

Hemen aklınıza gelmiştir: Bu mesele, İsviçreli araştırmacı ve "bizim Saadettin Teksoy" misali "gezgin ve macera adamı" ünlü Erich von Däniken'in "kalemi"... Ama konu, onun boyunu çoktan aştı, geçti.

John Anthony West, Robert Temple, Robert Bauval, Graham Hancock, Alan Alford, daha birçokları, birbiri üstüne konuya eğildiler. Fakat kimileri de "new age" (hani şu gizemli mizemli, dingin ve çoğu zaman da sıkıcı müziği hatırlayın!) kültürünün, çağdaş zibidiliğin ve kıllığın yan ürünleri deyip geçtiler bütün bu eserleri.

Eh, ipini kıran zırtapoz Amerikalı da elinden gelen "katkıyı" yaptı tabii... Eli kalem tutan ne kadar marihuanacı manyak varsa "ben aslında uzaylıyım", "yüce tanrıça İştar beş bin yıl önce bir gün bana dedi ki" falan gibi, kargaları bile güldürecek saçmalıklar üretmeye koyuldu...

Bir kere, bu araştırma çığırının babası, İngiliz yazarı Tom Lethbridge... Onunla ilgili bir kitap yazan ve araştırmalarını da ölümünden sonra derleyip toplayıp yayınlayan yakın dostu Colin Wilson'un anlattığına göre, Tevrat'ta geçen "elohim", "nefilim" ("tanrılar" ve "tanrı oğullan", ya da "gökten yere inenler", ya da "melekler") tanımlarının ne anlama geldiği ilk onun kafasını kurcalamış... Tam bu konuyu yazıp yayınlamak üzereyken, biliyorsunuz, Däniken, "Tanrıların Arabaları" isimli ünlü bombasını patlatıyor!... Yıl 1967... (Yaşlılar ve bencileyin orta yaşlılar hatırlayacaklardır, 1973'te dilimize çevrildiğinde bir ufak bomba da bizim burada patlamıştı)... Lethbridge de küsüyor, konuyu kapatıyor ve üç yıl sonra da (sanırım) kahrından ölüp gidiyor...

Daha sonra, paranın ve şöhretin tadını alan Däniken, kitap üstüne kitap yazıp, dönüp dönüp aynı temcit pilavını ısıtıp ısıtıp önümüze sürüp, bir de işin içine azıcık palavra da sıkıp karıştırınca, bu son derece ilginç, önemli ve bir o kadar da keyifli konu, sulandı, ucuzladı.

Daha da kötüsü, kabaca "metafizik ve parapsikoloji" ana başlığı altında toplanan ruhlar, hayaletler, medyumlar, kısaca "öbür dünya" alanı, ve insan beyninin bilinmeyen, gizemli birtakım yetenekleri de (durugörü, telepati, bedenden çıkıp "astral gezi" yapıp dönmek falan gibi), Osmanlıca bir deyim kullanacağım için bağışlayın, "bu fasileden mütalaa edilerek" işin içine katıldı; aydınların konudan büsbütün soğumalarına çanak tutuldu.

Kısacası, at izi it izine karıştı. Bütün bunlar çorbaya döndüler. "Hadi canım" denilip geçilen, ciddiye alınmayan bir çorba, ilgi gösterenler de alınlarına "kafayı yemiş" etiketi yapıştırılacak diye ürküyorlar.

Ezcümle: Bu vahim mesele, bu son derece, ama son derece önemli mesele, az okuyan yarı-aydınların, serüven romanları seven kolej mezunu hanımların, hatta birçok nevrotik bayanın, bunalımlı kızların, çizgi-roman kültürüyle yetişen ve Amerikan ucuzluklarının etkisinde kalmış yeniyetme çocukların, bu işte elbette para kokusu alan uyanık ve marjinal yayıncıların eline bırakıldı!

Üniversite çevresi (establishment) şiddetle karşı çıktı: Anlatılanlar kanıtlanırsa bütün arkeoloji ve tarih diplomaları çöp sepetine gidecek, kürsüler mürsüler yıkılacaktı! (Profesör Carl Sagan açıkça alay, Profesör Mark Lehner düpedüz hakaret etti...)

Dinciler için konu, küfürden beterdi.

Marksistler hiç mi hiç ilgi göstermediler. Çünkü "kara kaplıda" (pardon, kızıl kaplıda!) bunlara değinilmemişti...

İste Burak Eldem, tam burada devreye giriyor.

Çünkü neyi başarmış, biliyor musunuz?

Bir kere, yukarıda değindiğim "literatürü" baştan sona elden geçirmiş, çok ustaca derleyip toparlamış. Konuya ilgi duyan ama yabancı dil bilmeyen Türk okurunun, çevirisi yapılmadığı için henüz ulaşamadığı temel eserlerden de "haberdar" olmasını sağlamış.

Fakat daha da önemlisi, konuyu gerçekçi, akılcı bir temele, "tarihi materyalizm" temeline oturtmuş. Metod kullanmış! Belli hiçbir yönteme dayanmayan, çoğunlukla el yordamıyla yürütülen bu araştırmaları belli bir dünya görüşünün süzgecinden geçirmiş.

Yani, bizim "daevrimci arkadaşlar" adam olsalar, Eldem'in elini öpmeleri gerekir!

Hani derler ya, "Karl Marx, Hegel'de başaşağı duran diyalektiği ayakları üstüne dikmiştir" diye; işte Burak Eldem de, Zecharia Sitchin'de tepeüstü duran konuyu alıp düz dikiyor... Sitchin'i bazı abartılarından, saptırmalarından arındırıyor.

Üstelik, hani şu korku filmlerinin başlıca esin kaynaklarından biri olan "şeytanın numarası 666" meselesine de, aslında gözönünde durup duran, o kadar basit, o kadar akıllı bir çözüm bulmuş, öyle bir açıklama getirmiş ki -önsözde açıklayacak değilim, kitabın tadı kaçmasın-, okuduğum zaman, "ben bunu nasıl düşünemedim, ben bunu nasıl göremedim "diye hayıflandım dövündüm...

Burak Eldem'in kitabını yutar gibi okuyacağınızı adım gibi biliyorum. Bunu ve bütün övgüleri fazlasıyla hakediyor.

Eğer "geçer akça" dillere (tabii önce ingilizce) çevirilip yayınlanırsa, yurt dışında da en az o adını andığımız "gâvur" yazarlar kadar ilgi toplayacağından eminim. Futboldan sonra bu alanda da batıya ummadığı ve beklemediği bir başarı sunmuş olacağız!

"Peki sonuç?" diyeceksiniz... "İyi güzel de, ne malum?"

Ölmez sağ kalırsak, 2012 yılında anlayacağız.

İpuçları gerçekse, 2012'de "bu iş bitiyor".

Biz bilemiyoruz, akıl yürütme yoluyla sezebiliyoruz ya, bazıları biliyorlar.

Kimler mi? Çok üst düzeyde Amerikan yetkilileri biliyorlar ve gizli tutuyorlar. "Aşırı sağcı" kabul edilen bazı gizli örgütler de, kuşaktan kuşağa, müritten mürite aktardıkları gelenekle biliyorlar. Alt derecelerde değilse bile, üst derecelerdeki masonlar da biliyorlar. Elbette, "havassın" tekelindeki gerçeği "avama" açıklamıyorlar. Tıpkı, eski Babil ve Mısır rahipleri gibi Eh, demek ki binlerce yıldır bu dünyada bu açıdan değişen bir şey yok!

Hadi ben de sizlere şu kadarını çıtlatayım: 1972 yılında bazı Amerikan astronomlarının kağıt üzerinde yaptıkları matematik hesaplar doğrulandı... 1984 yılında, NASA, "Plüton dolaylarında gözlenen ve sistemimize girmekte olan iri -dünyamızdan çok daha büyük- bir gökcismini" teşhis etti! "Gezegen X" adı verilen bu cisim, spektral çözümlemede koyu kırmızı renk veriyor.

Fakat bunu çiviyazısı Sümer tabletleri de söylüyorlar! Buyurunuz buradan yakınız.

Yok, Eldem ve bendeniz, ve daha yüzlerce araştırmacı, yanılıyorsak, o zaman sizlerden özür dileriz.

Ama... On yıl kadar sonra, bir yandan depremler, sel baskınları, volkan patlamaları artarsa, siz de güney yönünde, hızla yaklaşan iri ve ve kızıl renkli bir gezegen görürseniz, eh, "bu fakirleri" de belki hatırlarsınız!...

Bugüne kadar hep öyle oldu da... Politikada, sanatta, kültürde "aaa, Engin bey haklıymış" lafinı çok işittim.

Umarım Burak Bey de Engin Bey'in yüzünü kara çıkartmaz.

Copyright © 2003 - 2004 Burak Eldem - Bütün hakları saklıdır. Bu sitedeki yazılar izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Mambo içerik yönetimi yazılımı (v. 4.5.2.1) ile hazırlanmıştır ve asys1.net tarafından host edilmektedir.

Copyright 2000 - 2004 Miro International Pty Ltd. All rights reserved.
Mambo is Free Software released under the GNU/GPL License.